29-12-2014 Emel KILIÇ

YAĞMURLA GELEN MEKTUP

Yağan yağmura bakıyordu. Düşünceler onu alıp gidiyordu. Sanki bir haber gelecekmiş gibi tedirginlik vardı. Birden zilin sesini duydu. Gelen kardeşiydi elinde çantasıyla nefes nefese kalmış bir şeyler anlatmaya çalışıyordu. Abla “çabuk gel dışarıda kocaman bir paket var. Üstünde de bir yazı var.”Hemen ablası paketi açıp içine baktı, İçinde kocaman oyuncak bir tren vardı. Öyle sevinmişti ki hemen eve getirdi O kocaman paketi, kardeşiyle birlikte tek tek vagon parçalarını çıkardılar. Kardeşi de ablasına yardım ediyordu. Paketin içinden bir mektup çıktı. Mektupta “Can dostum diyerek başlıyordu mektubuna;

Can dostum sen bu hediyeni alırken, ben de seni görmek için yolda olacağım. İstedim ki ben seni ziyarete gelmeden çok sevdiğin hediyeyi göndermek oldu. Hep anlatırdın çocukken bir hayalin vardı. Trenin olmasını isterdin. Öyle anlatırdın ki, gözlerin dalar giderdi. Biliyorum ki yine gözlerin daldı gitti. Yine ela gözlerin belki buğulandı. Ama kocaman yüreğin şu an çok mutlu. Ben de bunları düşündükçe çok mutlu oluyorum. Şu an yanında değilim. Sıcak bir bardak çayın hayalini, seninle sohbet ederken zamanın ne çabuk geçtiği aklıma geldi can dostum.Güzel bir tesadüf ki bende sana trenle geliyorum.Tren garından giderken, acaba son trene yetişebiliriyim diye baktım.Bir baktım ki çoktan cam kenarına oturmuşum.Kıvrılarak geçiyoruz raylardan manzara o kadar güzel ki,aklıma sen geldin yine trenle uzun yolculuk yapmak isterdin uzaklara,dağların arasından geçmek yeşilin her tonunu görmek isterdin biliyorum.Şu an sen varmış gibi  bakıyorum bu güzelliğe,seni görünce anlatacağım. Belki de bir gün beraber çıkarız. Tren yolculuğuna sen gözlerini kısarak bakarsın dışarıya daha hala gözlük almadın değil mi gözlerine? Gelince beraber alırız gözlük sen onuda takamazsın ya bir yerde unutursun onu da çok iyi biliyorum. Ne yapalım bakarız bir çaresine;

Bu arada unutmadan söyleyeyim treni  kurarken bir sürü istasyonlar var.Onların bir isim koyarız ben kendi istasyonumun adını koydum bile adı “bekle”olsun neden bekle biliyormuşsun can dostum.Herkes birilerini bekler özlemle hasretle onun için adını öyle koydum.Bekle sen beni bekleme trenlerin vagonlarını kurmaya hemen başla ki gelir gelmez.Hemen çalıştırmaya başlayalım.Sende istasyon adı seç bir tane ama sen seçeceksin tahmin ediyorum sanki sen çiçekleri çok seversin.Gülleri de çok severdin ama şimdi seviyormuşsun bilmiyorum.Son konuştuğumuzda hiç çiçeklerden bahsetmemiştin.Adı da bana sürpriz olsun o zaman.Şimdi yağmur yağmaya başlayacak sanırım keğıdımın üzerine damlarsa yazdıklarımı da okuyamazsın.Yine muzipce güldün biliyorum neden güldüğünü,Hani okul yıllarıydı,dönem ödevimizi hazırlıyorduk.Sabaha kadar hiç uyumamıştık.Hazırladığımız ödevi okula götürüken ,yağan karın içinde kardan adam yapmaya başlamıştık.Sen hızla bir şey eksik diye haykırmıştın.Havucu unuttuk demişti,O soğukta manava koşarak gittiğini çok iyi biliyorum.Ne olmuştu sonuçta kardan adama havuçtan burun yapmayı düşünürken kaydığını kaymakla birlikte o ödevimizinde ne hale geldiği sırıksıklam olmuştu.Hem okula geç kalmış,hem de ödevimiz ıslanmıştı.Öğretmene verdiğin cevap ne olmuştur.Kardan adamın yüzünden hocam onun yüzünden manava gittim havuç aldım demiştin.Öğretmenin yüzündeki tepki öyle komikti ki,öyle güzel günlerdi can dostum.Yaş gittikçe insan daha iyi anlıyor  o güzel günleri kıymetini,Can dostum sana yazarken çok  eski günlere gittim.Şimdilik sana hoşçakal demek istiyorum.Gelince kaldığımız yerden devam ederiz dostum..Mektup bu sözlerle bitiyordu.

Evet, uzun yıllar haber alamadığı arkadaşıydı. Yağmurla günde geliyordu ama önünden çocukluğunun hayali kocaman bir oyuncak tren ve bir mektuptu. Hem sevinçliydi, hem de mutluydu. Çoçukken konuştukları trenle beraber oynayacaklar, hemde özlemle o sıcak çaylarını içeceklerdi. Yüzünde tebessüm belirmişti ama kulağına gelen kapı zilin sesiydi. Yoksa gelen gelen ona can dostum diye seslenen arkadaşımıydı. Kapıya doğru hızla ilerledi kapıyı öyle açtı ki, karşısında duran hayal değildi gerçekti. Öyle sarıldılar ki birbirlerine zaman durmuştu. İşte sevgi buydu. Gözlerine tekrar baktı Can dostum geldim işte, o ela gözlerin hep buğulu yine öyle diye güldü. Hemen cevap verdi. Yok, sevinçten buğulu dedi. Hemen trenin yanına gittiler içlerindeki tertemiz çocukça duygular içlerindeydi. Hiç özlerini kaybetmemişlerdi. Birbirlerine gülümseyerek kaldıkları yerden trenlerin vagonlarını yapmaya devam ettiler…

Yağmurla gelen mektup buydu. Sevinçti, özlemdi, dostluğa atılan bir imzaydı…


Bu yazı 2041 defa okunmuştur.



Emel KILIÇ Diğer Yazıları
Köşe Yazarları
Çok Okunan Haberler
Anketimize Katılın

Web sitemize nasıl ulaştınız?

Reklam
Tavsiye
Arama Motorları
Diğer

Namaz Vakitleri
Puan Durumu
Sıra Takımlar O G B M AV P