01-01-1970 Fatma MARMARA (DURSUN)

Bir sabah bilgisayarlarımızı açtığımızda, Facebook’un sürprizi ile karşılaştık.

“Arkadaşlık Günü”  videoları hazırlamıştı. Ne güzel bir duygu değil mi? Dostluk, arkadaşlık, değer vermek, paylaşmak, sevmek.

Dolduramaz boşluğunu, Ne ana ne kardaş 
Bu en güzel, bu en sıcak, Duygudur arkadaş 
Ortak olmak her sevince, Her derde kedere 
Yürümek ömür boyu, Beraberce el ele 

Melike Demirağ’ın şarkısında söylediği gibi.

Özlemle aradığınız ve onun tarafından da arandığınız, mutluluğu, hüznü paylaştığınız, huzur bulduğunuz, güvendiğiniz bu kişilerin hayatınızda olması ne güzeldir değil mi?

Eski Türkler zamanından gelmiş bu terim. Savaşta sırtlarını dayadıkları taş (arka-taşı) gibi sağlam ve güvenilir bir değerle özleştirilmiş arkadaşlık.  

Eskiden saç kardeşliği yapardık. Saçımızdan birer tel koparır, birbirine sarar, gömerdik toprağa, ölünceye dek kardeş gibi arkadaş kalmak adına. Bazıları da kan kardeşliği yapardı ama biz çocukken korkardık kan görmekten.

Şimdi dostluk, arkadaşlık yok olurken, her taraf kan gölü oluyor; işte o da başka bir boyut.

Bir diğer taraftan da dostum, arkadaşım dediği kişiyi basamak olarak kullanıp, üzerine basarak yukarıya çıkmaya çalışanlar da yok değil hani günümüzde. 

Seçilenler iyi niyetlidir, seçenler cin fikirli. Değer verdiği içindir, efendidir bile bile sesini çıkarmazken seçilen, aptal diye düşünür seçen, o da ayrı bir mesele tabii. 

Belki de tüm bunlara en büyük etken, günümüzde her şeyin sanallaşması, sanala dayanması ilişkilerinde…

Kişiler bir araya gelseler bile, herkesin elinde cep telefonu, tıkır tıkır yazma derdinde. Yarı dinler yarı dinlemez, dinler gibi görünüp başını sallar. Canlı, kanlı yanında duran arkadaşı ile iletişimi yok. Zira o sanal dünyada, o an ayrı bir deryada.

Misafirliğe gelenlerde bile yine aynı, elinde telefonu tıkır tıkır yazıyor. İnsanın şöyle diyesi geliyor; “Ben seni misafir olarak kabul ettim, yanında getirdiğin sanal arkadaşlarını değil.”

Bu sanal bağımlılık, sadece büyüklerde değil, küçücük çocuklarda aynı.

Yeni doğan çocuk daha 1,5 - 2yaşında, konuşmayı, yürümeyi bilmezken, çok rahat bir şekilde tablet, cep telefonu kullanıyor. 3 - 4 yaşında kendini kaydedip, video olarak paylaşıyor. Yine 4 - 5 yaşlarında hesap yapma, kitap okuma, yazma her şeyi oradan öğreniyor.

Oyuncaklar, onların dünyasından hızla yok oluyor. Arkadaşlık iletişimleri de! Televizyon, tablet, telefon varken oyuncaklarla oynamıyorlar.  Teknoloji çocuğun zekâsını geliştirirken, aslında  çocukluğunu da elinden alıyor.

6 yaşında okula gittiğinde, zaten bu çocuklar o döneme göre birer deha oluyor. Öğretmenlerinde işi çok zor tabii ki bu durumda!

Anne babanın kendi yoğun temposunda, çocuğu oyalamak için eline verdikleri bu aletler, zamanla o çocuklarda bağımlılık yaptığını belirtiyor uzmanlar. Yine çocuğun erken yaşta, henüz gelişimsel olarak hazır olmadığı bir uyarana maruz bırakılmasının, uygun olmadığını ve sosyal, duygusal gelişimde azalma olduğunu da belirtiyorlar.

Dileğimiz; arkadaşlıklar, dostluklar bozulmadan kalsın, çocuklar çocukluğunu doya doya yaşasın.

Sevgi ve saygılarımla…

Fatma Marmara

 


Bu yazı 4778 defa okunmuştur.



Fatma MARMARA (DURSUN) Diğer Yazıları
Köşe Yazarları
Çok Okunan Haberler
Anketimize Katılın

Web sitemize nasıl ulaştınız?

Reklam
Tavsiye
Arama Motorları
Diğer

Namaz Vakitleri
Puan Durumu
Sıra Takımlar O G B M AV P