05-01-2015 Seyfi ALP

16 Kasım 2014 Pazar günü sabahında Köln’den bir meslektaşımdan gelen telefon,

“Sizin oralarda bir Türk kızını dövmüşler. Şuan komadaymış. Bir araştırır mısın?“ şeklindeydi.

1996 senesinde Sabah Gazetesi haber merkezinde beraber çalışmaya başladığım, ilerleyen senelerde de ikinci defa aynı gazetenin redaksiyonunda buluştuğum,  en son yeniden aynı gazetenin haber merkezinde 5 yıl yan yana çalıştığım, yazı işleri müdürlüğümü yapan İsmail Erel bana, olayla ilgili biraz daha fazla bilgi verip

“Pazartesi sabahı hastaneye gidelim“ dedi.

17 Kasım Pazartesi sabahı Tuğçe’nin kaldırıldığı Offenbach Hastanesi’nin bahçesinde Tuğçe’nin babası Ali Albayrak’ın kurumuş dudaklarını gördüm. Saatlerce uykusuzdu ve gözlerinde derin bir acı vardı. Komadaki Tuğçe’nin başından hiç ayrılmayan annesi Sultan hanımın gözlerinde de aynı endişe ve korkuyu 28 Kasım akşamına kadar gördüm.

Dietzenbach’taki evimden sadece 15 km uzakta olan Offenbach Hastanesi’nde kızının başı ucunda nöbet tutan sadece annesi Sultan Albayrak değildi. Her gün bir umutla gidilen hastaneden bir „gözlerini açtı“ haberini sadece yakınları değil, bütün Almanya bekledi.

 

Doğum günü olan 28 Kasım gecesi annesi tarafından yaşam ünitesinden fişi çekilen Tuğçe’nin acısına Almanya ağladı. 16 Kasım ile Bad Salmünster’de toprağa verildiği 3 Aralık tarihine kadar olan dönemde her gün akşam eve girişimde, şuan 17 yaşında olan oğlumun boynuna sarılıp, kokusunu içime çektim. Kokladım ve öptüm. Her

öpüş ve koklamamda bütün anne babalar adına

„Allah bütün gençleri şiddetten korusun“ diye dua ettim.

Tuğçe olayında beni en derinden üzen tablo şu;

Almanya gibi bir ülkede doğan bir gencin hem de Tuğçe gibi bir kızı tek yumrukta öldürebilecek derece şiddet yanlısı olması.

Almanya’da gençler arasında bu derece kin ve nefretin kaynağı nedir?

Biz buna neden engel olamıyoruz?

Gazeteci ve bir baba olarak kendimi de suçladım. Bu gençlere şiddetin zararlarını daha iyi neden anlatamadık diye.

Tuğçe Albayrak 22 yaşını bitirip 23.’üne girdiği gün bu dünyadan ayrıldı. Benim Tuğçe olayından çıkardığım ders, gençlerimize daha fazla zaman ayırmamız yönünde. Şiddetin yıkıcı zararları Tuğçe’nin ölümünden sonra toplumun her kesiminde daha ciddi anlatılmalı. Anne babalar, eğiticiler ve siyasiler konunun üstüne daha ciddi eğilmeli.

Başka Tuğçelerin ölmemesi için hepimize görev düşüyor. 


Bu yazı 1614 defa okunmuştur.



Seyfi ALP Diğer Yazıları
Köşe Yazarları
Çok Okunan Haberler
Anketimize Katılın

Web sitemize nasıl ulaştınız?

Reklam
Tavsiye
Arama Motorları
Diğer

Namaz Vakitleri
Puan Durumu
Sıra Takımlar O G B M AV P